Nilipek: Vokal Olarak Şarkı Söyleyebileceğime Hiç İnanmıyordum

Nilipek: Vokal Olarak Şarkı Söyleyebileceğime Hiç İnanmıyordum

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 25. İstanbul Caz Festivali tüm hızıyla devam ediyor. Caz notalarının sarmaladığı şehirde,  psikolog, illüstratör, dövme sanatçısı, fotografçı, söz yazarı ve müzisyen Nilipek ile sohbet ettik...

İKSV'nin 25. İstanbul Caz Festivali kapsamında, Kadıköy'de düzenlenen "Gece Gezmesi" adlı etkinlikte, Allsaints Kilisesi'nde bir konser verdiniz, geçti?

Hem öyle bir mekânda konser vermek çok heyecan vericiydi, hem de "Gece Gezmesi", her sene hayranlıkla ve hep aynı hevesle takip ettiğim bir etkinlik olduğu için buna dahil olmaktan da büyük bir gurur duydum. Bu heyecan, benden önce sahne alan Melike Şahin'in konserinde ve kendi konserimde de sürdü. Melike ile önceden gelen bir arkadaşlığımız olduğundan, birbirimizin sahnesini işgal etmeliyiz dedik, dolayısıyla çok mutlu geçen bir konserdi diyebilirim.

"Bireysel Şehir Mitolojisi"

İkinci albümünüz Döngü'de, ilk albümünüz Sabah'tan sonra nasıl bir dönüşüm geçirdiniz? Döngü albümü için "Bireysel Şehir Mitolojisi" demişsiniz, ne anlamda kullandınız bu tanımı?

Şehirde olmasının tek nedeni, benim Şehirde yaşıyor olmam ve şehir müziği yapmam. İnsanlara anlamlar yüklüyoruz, hatta belki insanları kendi içimizde tanrılaştırıyoruz ve bu da bence şehre özgü bir şey. İnsanlar, bizim için bir anlam ifade etmeye başlıyor, mesela bazı insanlar bizim için deliliği, bazıları ise aşkı temsil ediyor. Tıpkı bir Yunan, İskandinav ya da Anadolu mitolojisi gibi kendimize küçük mitolojiler yaratıyoruz. Anlam yüklediğimiz insanların bundan haberi olmuyor ve biz tamamen bu anlam dünyasında yaşayıp, bu anlam dünyasında kendimize bir hayat kurup, onlar da bunun sanki farkındaymış gibi yaşamaya devam ediyoruz. Bu albüm de bir döngüyü anlatıyor yani karşılığını alamadığımız ama kendi içimizde kurduğumuz hikâyeleri anlatıyor.

Remix albümü yapmanız genel olarak şaşırtıcı karşılandı... Neden böyle bir karar aldınız ve aradan geçen bu sürede tepkiler nasıl? Alışıldı mı?

Aslında çok negatif bir tepki almadım. Beni ukuleleyle, onların deyimiyle naif ve huzurlu bir müzik yaparken tanıdıkları için herkes şaşırdı. Ama remixi yapan kişinin farklı biri olması, birinin benim müziğime remix yapmış olduğunu algılandığı için çok büyük bir problem olmadı. Esas şaşırma, ikinci albümümde oldu. Genel olarak tepkiler olumluydu ve ben çok heyecan duydum. 2017'nin sonunda albüm dijital olarak yayınlandı, CD de geçtiğimiz iki hafta içinde çıktı.

"Soru İşareti" ve "Havada Bir Hinlik Var"

Albümlerinizdeki şarkıların çoğunu siz yazıyorsunuz ama Ceylan Ertem'in şarkısı "Soru İşareti" ve bir Ayyuka cover'ı olan "Havada Bir Hinlik Var" şarkısını da albümünüze dahil ettiniz ve çok ses getirdi. Neden bu şarkıları tercih ettiniz, nasıl bir süreç yaşandı?

"Havada Bir Hinlik Var" şarkısını zaten ben bir süredir konserlerimde çalıyordum, hatta başlangıçta akustik olarak çalıyordum. O günkü ruh halime çok uyuyordu ve zaten Döngü albüm olarak, o dönemdeki ruh halimi anlattığı için çok rahat bir şekilde entegre oldu.  "Soru İşareti" de aslında Ceylan Ertem'in eski ama daha önce hiçbir yerde kullanmadığı bir şarkı ve "bu şarkıyı senin çok iyi söyleyeceğini düşünüyorum" diyerek bana teklif etti. Ben de çok mutlu oldum ve albüme de çok uygun bir parçaydı.

"Herkesi Aynı Anda Mutlu Etmek Pek Mümkün Değil"

Düzenlenen bu festivaller, sizce yeterince çok insana ve özellikle de sokağa ulaşıyor mu?

"Gece Gezmesi" özelinde düşünürsek, bence kesinlikle ulaşıyor. Çok fazla katılımcı vardı ve gecenin on ikisinde Karga'daki konser bile epey kalabalıktı. Eminim diğer mekanlardaki konserler de öyleydi. İnsanlara keyifli bir gece geçireceklerini vaad edip, bu vaadinize de uyduğunuzda, herhalde daha fazla insana ulaşıyorsunuz diye düşünüyorum.

Türkiye'de sizce Caz sokağa ulaşıyor mu? Ulaşması için neler yapılabilir?

Aslında dinleyicinin ne dinlemek istediğinden çok, kendiniz ne anlatmak istediğinize odaklanırsanız, "beni çok kişi dinleyecek, çok fazla kişiye ulaşacağım" kaygısından vazgeçmeniz gerekiyor. Caz da bence günümüzde artık o kaygıyı üzerinden atmış bir müzik. Halka ulaşması bazında bir ön yargı oluşuyor, çünkü eskiden cazın swing'e kayan ya da daha popüler müziğe sirayet edebilen bir cazken, günümüzde cazın yüzü daha elitist bir görüntüye sahip. Bu aslında cazın elitist bir yaklaşımı olmasından değil, herhalde insanlara aktarılan yüzünün elitist oluşundan kaynaklanıyor. Caz da bir müzik türü ve bünyesinde bambaşka alt türleri içeriyor, belki de bunun farkındalığı yaratılmalı. Kişi beğenmediği bir alt türle karşılaştığında, caz müzikten tümüyle uzaklaşmak yerine, bu müziğin beğenebileceği birçok farklı türünün varlığından haberdar olarak, seveceği türü bulana kadar dinlemeye devam etmesi çözüm olabilir. Popüler müzik içindeki, belki biraz daha basit yapılı müzikler içindeki caz etkileşimleri, daha çok kişiye ulaşıyor. Ancak onu da caz dinleyicisi beğenmiyor, yani herkesi aynı anda mutlu etmek pek mümkün değil sanırım…

"Korkunç"

Bu arada, içinde müzik, tiyatro, bale ve opera gibi sahne sanatları bölümlerinin yer aldığı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nın yer gösterilmeden tahliyesi istenmişti. Şimdilik tahliye işlemi dersler ve sınavlar devam ettiği gerekçesiyle durduruldu ama iptal edilmedi… Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü'nün 'yer sorunu' nedeniyle belirsiz süreyle öğrenci almayacağı belirtilerek kapatıldı. Bu konuda söylemek istediğiniz birşey var mı?

Korkunç… Şu anda sanat okulları başta olmak üzere, her türlü eğitim kurumu, biraz tehdit altında. Ben çok üzülüyorum. Bir konservatuar nasıl bir güvenlik tehditi oluşturabilir? Bu bana bahane gibi geliyor. Buna karşı yapabileceğimiz tek şey bir arada durmak ve birbirimizin elini tutup, hayır biz gitmiyoruz diyebilmek. Sadece fikri bile üzücü, hakaret gibi geliyor bana…

"Müzisyen Olabileceğimi Düşünmüyordum"

Siz konservatuara gitmeyi hiç düşündünüz mü? Beş yaşında piyano derslerine başlamış ve lisede şarkı sözleri yazan birisiniz ve daha sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde Psikoloji okudunuz hatta Hollanda'da biyolojik psikoloji okudunuz. Sonrasında da Bahçeşehir Üniversitesi'nde Sinema ve Medya Araştırmaları Doktora Programı'na ve akademik bir kariyere yönlendiniz... Neden müzik okumayı, konservatuara gitmeyi tercih etmediniz?

Müzisyen olmak istiyordum ama, müzisyen olabileceğimi düşünmüyordum. Ailemin tutumu da beni etkiledi açıkçası, "aç kalacaksın! Müziği hobi olarak yap" dediler hep. Aslında benim müzik alanındaki çalışmalarım için her türlü desteği verdiler ama bunları, bir işimin daha olması şartıyla yaptılar. Ben de çok inatçı bir çocuk değildim açıkçası ve üniversiteyi kazandığımda da ben oraya değil, konservatuara gideceğim demedim. Aslında üniversite çağında, müzik okumayı düşünmüyordum, onun yerine Güzel Sanatlarda Grafik okumayı tercih ederdim. Psikolojik danışmanlık okudum, aslında istediğim bir bölümdü ve okuması en zevkli bölümlerden biri bence. Müzisyen olabileceğime inanmamamın da ötesinde, ana vokal olarak şarkı söyleyebileceğime hiç inanmıyordum. Çünkü o dönem, hep güçlü bir ses olmak gerektiğine ve bağırmak gerektiğine inanıyordum. Olsam olsam basçı olurum diyordum, çünkü o dönem bas gitar çalıyordum, geri vokal yapabilirim ya da şarkı yazıp, insanlara veririm gibi düşüncelerim vardı. Psikolojiden de çok keyif aldığım için akademisyen olabileceğimi, bunu medya ile birleştirerek çocuk medyasına çalışmak tarzında planlarım vardı. Ama ilginç bir şekilde o planlar tutmadı. Şunu farkettim ki içinizde bir yerde çok istediğiniz bir şey varsa, ne kadar aksi yönde hareket etmeye çalışırsanız çalışın, hayat sizi bir şekilde oraya götürüyor.

"Aslında Ne Yapmak İstiyorsun?"

Hangi aşamada tamam artık ben akademisyen olmayacağım diyerek, üniversiteden ayrılmaya karar verdiniz?

İlk albümden sonra, ben halâ üniversitede çalışmaya devam ediyordum ama sürekli şikâyet ediyordum. Akademik kariyerimde istediğim ve planladığım şeyler bir türlü olmuyordu. Sonra bir gün bir arkadaşım; "Nil sen bu kadar şikâyet ediyorsun da aslında ne istiyorsun, bunu gerçekten istiyor musun?" dediğinde farkettim ki ben bunu daha önce hiç geniş çaplı olarak düşünmemişim. Akademisyenlikte çok fazla çabalamadığımı, demek ki o kadar fazla istemediğimi algıladım sonunda. Dolayısıyla da üniversitede bir yer işgal ederek, benim yerime çok daha çalışkan ve bu işi seven diğer akademisyen adaylarına haksızlık ettiğime kanaat getirerek, okuldan ayrıldım. Artık bir seçimin eşiğindeydim ve ben müziği seçtim…

"Bunlar Zihnimi Berraklaştırıyor"

Nelerden beslenirsiniz?

Analog fotograf çekiyorum, bir dönem üniversitedeyken konser fotografçılığı yaptım, dergilerde yayınlanan fotograflarım oldu, bilim teknik için de çektim. Ama artık onu iş olarak yapmıyorum, tamamen zevk ve şımarıklığına yapıyorum diyebilirim. Evde üç raf dolusu analog fotograf makinam var ve her gün onlardan birine film takıp, kafama göre çekiyorum. Eskisi gibi filmi kendim banyo da etmiyorum, o nedenle de tam anlamıyla şımarıklık aslında yaptığım. Film bitince Sirkeci'ye götürüyorum, fotografları banyo edince mailime gönderiyorlar ve mutlu oluyorum. Dolayısıyla şu andaki fotografçılığım, eğlenceli bir düzeyde sürüyor. Uzun yürüyüşlere çıkmak ve yemek yapmak bana çok iyi gelir. Bunların hepsi zihnimi berraklaştırıyor. İnsan ilişkileri benim için çok önemli, o olmadan hiçbir şey yapamam ve yazamam, kitap okumak ve tabii ki müzik dinlemek, müzik dinlemek ve daha çok müzik dinlemek...

"Üçüncü Albümün Konseptini Belirledik"

Şimdi önümüze bakarsak, gelecek konserler, planlar projeler neler biraz bahseder misiniz?

Biri Sapanca'da, ikincisi Urla Surf House'da ve üçüncüsü de Bozcaada Caz Festivalin'de olmak üzere, Temmuz ayında üç tane konserimiz var. Onun dışında, Ağustos ayında yeni şarkılarla uğraşacağız, üçüncü albüm için. Şu anda epey şarkı birikti ve üçüncü albümün konseptini de belirledik. Albüm beşer şarkıdan oluşan iki bölüm halinde çıkacak. Bir bütünlüğü olsa da tek bir hikaye anlatan bir albüm olmayacak diyebilirim. Ayrıca farklı müzik türlerine de bulaşabilirim... Melike Şahin ile sahnedeyken caz festivalinde geri vokal yapmayı da ne kadar özlediğimi farkettim. Ona beraber şarkı söylemeyi teklif edebilirim, çok eğlendik aynı sahneyi paylaşırken. Kendimi geliştirmeye de vakit ayırmak istiyorum.

Röportaj: Özlem Arıkan Serbez

Video Link: https://www.youtube.com/embed/AWmbr9FD4-A