Eski Türk Filmlerindeki Mekanların Bugünkü Halini Araştırıyor

Eski Türk Filmlerindeki Mekanların Bugünkü Halini Araştırıyor

Kendisi ilk olarak Twitter'da "Nerede çekildi" hesabıyla dikkat çekti. Hesabın kullanıcısı Kürşat Çetin, eski Türk filmlerinin çekildiği mekanları araştırıyor, buluyor ve aynı karede fotoğraf çekip bunları takipçileriyle paylaşıyor. Aslında düşündüğünüz zaman o kadar büyük bir emek var ki bu işin içinde… Yeşilçam hayranlarına mükemmel bir hizmet veriyor. Aslında bunu hizmet için değil,  hobi olarak yapıyor ama farkında olmadan hizmet etmiş oluyor. O mekanların şu anki hallerini bize sunuyor ve eskilere götürüyor. Bunu, bir takipçisinin "Bazı fotoğraflara bakarken dalıp o kadar eskilere gidiyorum ki bazen telefonun tuş kilidi devreye giriyor" yorumu özetliyor galiba.

Nasıl soyundunuz Yeşilçam hafiyeliğine, nereden aklınıza geldi?

Bu hafiyelik olayı aslında tamamen bir kıvılcımın yangına dönüşmesiyle oluştu. Kıvılcımın parlaması ise 2009 yılına dayanır. İş yerinden bir arkadaşımın beni arabayla bırakırken bir akşam yanlış sokağa girmesi ve o sokakta "Bizimkiler" dizisinin çekildiği apartmanı göstermesiyle merakım başladı. Apartmanı görür görmez, 1989 yılındaki ilk bölümünden itibaren dizinin bütün bölümleri ve çocukluğum birkaç saniyede gözümün önünden geçti. Müthiş etkilenmiştim. Zaman makinesine binmiş ve o anlara gitmiş gibiydim. Birkaç gün sonra bir akşam o apartmana gittim ve fotoğraflar çektirdim. Ve daha sonra "acaba" sorusu oluştu işte. Acaba şu dizideki ev, bu filmdeki köşk vs. duruyor muydu? Ve çok bilinen yerleri gezmeye başladım. Kıvılcım, yangına dönüşmüştü artık. Kısaca tesadüfi ortaya çıkan büyük merak ile birlikte 2009 yılında başladı bu serüven.

Aslında çok güzel bir hizmet veriyorsunuz Yeşilçam takipçilerine… Hangi filmle ilgili mekan analizi yapacağınıza nasıl karar veriyorsunuz?

Teşekkür ederim…  Aslında bir listem yok. Öncelikli olarak kendi sevdiğim filmleri takibe alıyor ve araştırıyorum. Filmleri izlerken oluşan bir şey bu. Çok fazla istek geliyor "şu filmi de bulur musun" gibi, ama dediğim gibi bu bir hobi sonuçta ve kendi beğendiğim filmler öncelik benim için.

Bu adresleri nasıl buluyorsunuz?

Sinema, mekandır aslında. İç mekan ve dış mekan. Ben dış mekanlarla ilgileniyorum. Çünkü iç mekanların günümüze kalmadığını biliyorum birkaç örnek dışında. Dış mekan ise İstanbul'dur. Yeşilçam sinema endüstrisinin bütçesi kısıtlıydı her zaman. Stüdyolar ya da platolar yoktu. Maddi imkan yoktu ve İstanbul'u kullandılar. Her yerini. Benim için çok güzel bir şey tabii ki bu durum. Ve dış mekan demek, mimari demek. Kent yapılaşması demek. Şehir planlaması demek. Özellikle semtlere göre farklılık gösterir İstanbul mimarisi ve ben iş dışı boş zamanlarımda çok gezmiştim İstanbul'u. Şehrin mimarisi hakkında bazı detaylar oluşmuştu kafamda. Kentli olmakla alakalı bir durum bu. Kentli insan, yaşadığı şehri iyi bilmeli bana göre. Toplu taşıma araçlarından müzelerine kadar… Bir panoramik fotoğraf; hatta bir İstanbul haritası vardır kafamda. Film izlerken gözlerim hep arka planda ayrıntı peşindedir. Bir cami bana referans olabilir. Bir okul referans olabilir. Bir yol, bir yokuş… Hatta bir ağaç bile referans olabilir ki ağaçlardan çok faydalandım. İstanbul'da hangi tür ağaç en çok nerelerdedir? Ağaçları bu yüzden iki kere çok severim.

Adresleri bulma konusunda ise iş eskisinden çok biraz teknolojiye, internetteki panoramik şehir rehberlerine dayanıyor. Eğer filmi izlerken filmin mekanıyla ilgili tahminlerimi ve ipuçlarını daralttıysam, o şehir rehberlerine girip sokaklarda ilerlemek ve referans noktamı bulmak kalıyor geriye. Hep başarılı oluyor muyum? Tabii ki hayır. Tarlabaşı diye tahmin edip 3 gün (gece) dolaştığım yer, Balat'tan çıkabiliyor. Bunlar da bu hobinin zevkli tarafları.

Evin içine girmeniz icap ettiğinde ev sahibine vs nasıl ulaşıyorsunuz?

Ev içine hiç girmedim. Aslında hiç de merak etmedim çünkü aynı kalmaları neredeyse imkansız. Birkaç kere apartman içine girmişliğim var utana sıkıla. Onda da herhangi bir zile basıp rica etmiştim durumu kısaca anlatarak. Ben biraz utangacımdır. İç mekan olaylarına hiç giremiyorum maalesef. Ayrıca şunu da unutmamak lazım: Birçok Yeşilçam filminde, iç mekan ve dış mekan farklıdır. İç mekan olarak kullanılan çoğu evin dışı, farklı muhitte çekilmiştir. Çok örnek sayabilirim bu konuyla ilgili. İç mekanlarının Üsküdar'da çekildiği ama kapısının önünün Sarıyer'de çekildiği ve bunun gibi örnekler çok. İç mekan genelde "düzenleme"dir. Ulaşmamız imkansız.

Aile Şerefi filminde Oktay rolünde oynayan Eriş Akman'a sizin çektiğiniz ilgili fotoğrafları göstermiştim ve çok hoşuna gitmişti. Orada merak ettiğim; o evin sahibi vefat etmiş yıllar önce, siz gittiğinizde birileriyle iletişime geçtiniz mi?

O eve Cumartesi öğlen iş çıkışı bir arkadaşımla gitmiştim ve eve dönüşüm yaklaşık sekiz buçuk saat sürmüştü. Hiç unutmam. Her yeri kapalı ve terk edilmiş bir görüntüsü vardı evin. Ön tarafı sahile bakıyordu. Ev, "Aile Şerefi" ve "Şark Bülbülü" filmlerinde kullanılmıştı. Harika bir evdi ama durumu iyi değildi. Havuz kötü durumdaydı. Evin etrafında bir tur attıktan sonra giremeyeceğimi anlamış ve az önce de belirttiğim gibi biraz çekingen olduğum için kimseye bir şey soramamıştım. Daha sonra tam geri dönecekken dayanamadım ve evin civarında olan bir kişiye sordum. O da evin sorumlusuymuş. Çok güzel denk geldi. Bizi soktu içeri sağ olsun. Benim için unutulmaz bir anıdır. Eriş Akman'a da teşekkürlerimi iletmek isterim. Oyunculuğun üst zirvesidir canlandırdığı "Oktay" karakteri.

Filmin çekildiği adresi bulup gittiğinizde siz ne hissediyorsunuz?

Anlatılamaz bir şey aslında. Bir filmin mekanına gittikten sonra adeta zaman makinesine binmiş ve filmin o sahnelerine ışınlanmış gibi hissediyorum. Hemen fotoğraf çektirmiyorum. Önce o havayı bir soluyorum. O anları hissetmeye çalışıyorum. Oradaki her şey bir anda anlam kazanıyor. Her ayrıntı, her küçük detay bir anda değer kazanıyor ve filmde görünen bir çerçeve, bir kırık taş bile bir anlam ve mana kazanıyor. Can geliyor maddi her objeye… Nesneye… Kısa süreli bir seyahat yaşıyorum ve işin en keyifli anı bu… Bunu anlatmam çok uzun sürebilir ama kısaca böyle hissediyorum. Tarif etmek zor biraz.

Yeşilçam filmlerinin hepsini bilir misiniz, yorum ve eleştirileriniz nedir bu filmlere?

"Yeşilçam" dediğimiz yıllar aslında 1960-1975 arasıdır. Ben Türk Sineması hayranıyım. Her dönem filmleri severim. Muhsin Ertuğrul da ayrıdır, Ömer Kavur da… 1950'leri de severim, 1990'ları da… Ama hepsini bildiğimi söyleyemem. 60'lı yılların filmlerini, yani Yeşilçam filmlerini izlemeye başladım bir ara çok yoğun şekilde. Siyah beyaz dönem. Bir yılda 200 küsur film çevrilmiş. 10 yıllık periyotta 2034 ya da yanlış olmasın, 2000 üstü film çevrilmiş. Hepsini izleme ve hepsine ulaşma imkanım yok. Filmler, özgün senaryolar olduğu kadar uyarlamalardan oluşuyordu. Ah Güzel İstanbul, Sevmek Zamanı, Susuz Yaz ve daha birçok filme hayran kaldım. 70'lerde başka başka… 80'ler çok önemli ve 90'lar çok değerli… Çok uzun yazabilirim eleştirel ya da değerlendirme açısından. Yönetmenlere göre filmler izledim tek tek… Ama öyle bir ünvanım yok. Sinema eleştirmeni değilim. Vasfım yok kısaca ve bir değerlendirme yapmak zannımca ayıp olur. Ama şunu söyleyebilirim; Yeşilçam, ortak bir değeridir bizim toplumumuzun. Statü gözetmez. Dini inanç, sosyal mevki, ideoloji… Herkes Yeşilçam potası altında buluşur ve günlük hayatta birbiriyle muhabbetleri olmayan insanlar bu filmler aracılığıyla bir araya gelir. Aynı şeye ağlar, aynı şeye kızar, aynı şeye gülerler. Birleştirici özelliği vardır Yeşilçam'ın. Bu aslında tabii ki sinemanın gücüdür ama Yeşilçam'da ortak değerler vardır.

Şu anki Türk filmleri size arattırıyor mu Yeşilçam filmlerini?

Şu anki Türk filmlerini çok takip etmiyorum. Edemiyorum. Gördüğüm kadarıyla samimiyetten uzaklık var ve çok fazla "rol" var yeni filmlerde. Aşırı poz…  Yapmacıklık denen şey. Bireysel cevap vermem gerekirse, Yeşilçam filmleri, özellikle oyunculuk ve konuya hakimiyet ve yönetmen açısından çok çok fazla iyiler yeni filmlere göre. Zaman sınırlaması yapmadığınız için genel cevaplıyorum. Ama şu an Nuri Bilge'nin filmleri var… Yeşilçam sonrası Ömer Kavur var… Bireylerarası ilişkileri, iletişimi, bireyin topluma adaptasyonunu ve süreci işleyen, toplumdaki değişimi ya da Kafkavari dönüşümü görebileceğimiz Yavuz Turgul var ki çok severim. 80'ler sineması var. 90'ları çok çok severim.

Geri dönüşler nasıl takipçilerinizden, bu işin sizin gibi meraklıları var mı, ilgi duyanlar vs?

Geri dönüşler çok çok çok olumlu. Çok güzel bir kitle var ve beraber muhabbet ediyoruz. Meraklılar var, merak edenler var, hiç merak yokken merakı uyananlar var… Çok şanslıyım ki çok güzel insanlar tarafından takip ediliyorum. Hepsine buradan teşekkür etmek isterim sizin aracılığınızla.

Bunun dışında meşgul olduğunuz başka bir işiniz var sanırım. Nasıl vakit ayırıyorsunuz bu film mekanlarını aramaya?

Aslında ben 10 yıldır eğitim uzmanıyım özel bir şirkette. Bu hobi, sadece Cumartesi günleri ortaya çıkmış bir aktivite. Çünkü Cumartesi günleri eşim 6'da işten çıkıyor akşam. Ben ise öğlen 12'de. Aradaki zamanı evde geçirmek yerine böyle bir hobiye yer verdim. Vakit ayırmıyorum. Haftada sadece 5 saat. Pazar günü benimdir. Çok fazla dışarı çıkmam. Çıkarsam da eşimle gezeriz. Hobiyi karıştırmam kısaca. Hafiyelik genelde Cumartesi kısaca.

Taklitleriniz de var, ne söylersiniz bununla ilgili?

Ben hiç kızmıyorum. Hatta hoşuma gidiyor. Destek olduğum arkadaşlar da oldu zamanında adresleri vererek. Hesap açtılar. Bu hobi benim tekelimde olan bir şey değil illa ki. Herkes gidebilir Yeşilçam mekanlarına. Herkes gitsin hatta, ne güzel olur. Taklit değil sanırım arkadaşların yaptığı. Özenme. Çünkü taklit ile yol yürüyenler iz bırakamaz, biliyorsunuz. Ama farkındalık yarattığım için çok mutluyum.

Hiç bulmak istediğiniz adrese gittiğinizde başka manzarayla karşılaştığınız oluyor mu? Çekimin yapıldığı mekanın-evin yıkılmış olması vs gibi?

Tabii ki oluyor. Hatta geçen gün oldu… İnanamadım. Ben kötü tarafını paylaşmıyorum İstanbul'un. Ve paylaşmak istemiyorum.

Filmlerin ilgili oyuncularından vs geri dönüş oluyor mu size?

Aklıma ilk ve tek gelen rahmetli Oya Aydoğan'dır. Teşekkür etmişti. Ama öyle çok bir geri dönüş yok gerçeği söylemek gerekirse.

Medyanın ilgisini çekmeyi nasıl başardınız, takipçi sayınızın artması vesilesiyle mi?

Aslında medyadan bazı kişiler beni tanıttı sanırım? Ceyhun Yılmaz çok destek oldu. Sonra gazeteciler, oyuncular hep takip etti. Cem Yılmaz ile tanıştım. Beni çağırdı. Kendisi tam bir Yeşilçam aşığıdır ve bilgi birikimi süperdir. Onunla görüşmelerim oldu ve destek oldular sağ olsunlar. Emeklerim çok. Yeşilçam'la ilgili çok ayrıntı paylaştım. Yakaladığım detaylar dikkat çekti. Herkes paylaştıkça bu olay çoğaldı. Hafiyelik yürüdü gitti kısaca ama dediğim gibi; emek çok kendi adıma. Bunu es geçemem.

Nereye kadar devam etmeyi düşünüyorsunuz?

Bu bir süreçtir. Çıkışı tesadüfi oldu. Öyle de bitebilir. Benim gezeceğim, bulacağım o kadar çok mekan var ki hala klasörlerimde. Bir belgesel yapılacaktı. Kaldı. Çok fazla veri stokladım. 700'den fazla mekan var. Gideceğim yerler de çok. Filmler çok… Devamı açık uçlu ama yakında, hatta çok yakında baba olacağım. Belki o zaman biter başka bir hobi bulurum ya da bulmam? Ya da devam ederim hafiyeliğe? Kim bilir?

Sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ederiz.

Ben çok teşekkür ederim bana zaman ayırdığınız ve ilgi gösterdiğiniz için.

Röportaj: Tülin Tonkuş